Adres sormayı hiç sevmem. İster evimin arka sokağı olsun ister dünyanın öbür ucu, yolumu kendim bulmayı severim ve tercih ederim. 2007 Temmuzunda da aynen bu düşünceler ile ve sevgili cimcime eşim ebru ile Vela Luca adasının plaj kısmına gitmeye çalışıyorduk. Ada bildiğiniz Eski Foça kadar bir yerdi. Adriyatik’te bir ada ne kadar sevimli olabilirse bu ada da o kadar sevimliydi. Gitmeye çalıştığımız yer adanın öbür ucundaydı ve bulunduğumuz yerden gayet rahat görülebiliyordu. Fakat sevgili eşimin aklında, yakıcılığını kaybetmekte olan güneş vardı. Her tatil yaşadığımız bir durumdu bu. ‘Yeteri kadar yanamadığını düşünen bir kadın ve bronzlaşmak ile yakından uzaktan alakası olmayan bir adam’ durumu olarak özetleyebileceğim hadise bizim tipik tatil rutinlerimizden bir olarak bu tatilde de yerini almıştı. Ben adanın plaj kısmına uzun yoldan yürüyerek gitmek istiyordum. Biricik ve minicik karım ise bir bana bir güneşe bakarak “Hadi şuradaki tekneler ile gidelim, ne zaman kalkıyor sorsana, fiyatı ne kadarmış sorsana, yahu sorsana; Niye sormuyorsun? Hadi sor, sor sor diye” kafamın etini yiyordu. Kimseye bir sormaya niyetim yoktu. Botun en fazla 15-20 dakika içinde kalkacağını biliyordum. Fiyatı olsa olsa 30-40 kuna’dır diye düşünüyordum. Ebru sesini yükseltirken benim tansiyonum düşüyordu. Her şeyin en tepe noktasına geldiğimiz an bu ücra Hırvat adasında olmayacak olan oldu. Arkadan gelen bir ses “Abi ne soracaksınız yardımcı olayım” diyen bir türkün varlığına işaretti. Yok daha neler demeyin. Oldu bu. Ben adama dönüp yok ağabey soracağım bir şey sağ ol dedim. Adam da cevap vermeden geri döndü. Muhtemelen çalışmaya gelmişti buraya.
Sonuç olarak ben uzun yoldan yürüyerek plaja gittim. Hava çok sıcaktı ve adanın pis su arıtma regülâtörü yolumun üstündeydi. Ebru ise motoru bekledi ve 10 dakika içinde kalkan motora 20 Kuna vererek serin ve kokusuz bir seyahat yaptı ama yinede istediği yakıcı güneşi yakalayamadı.

Her şeye rağmen Vela Luca seyahati artıların fazla olduğu bir seyahatti. Kaldığımızın Sobenin yaşlı ve şirin çifti bize yöresel kayısılı ekmeğe benzeyen bir tatlı ikram ettiler. Ev sahibi çift aşağıda kalıyordu. Kadın sürekli bilgisayarını kurcalarken adam ise sessiz sessiz oturup aylaklık yapıyordu. Zaten ses çıkartmak istese de çıkaramazdı çünkü gırtlak kanseri yüzünden ses tellerini almışlardı. Evin yatak odası penceresi yandaki kilisenin arka bahçesine bakıyordu. Çiçekleri ile uğraşan bir pederi günlük kıyafetleri içerisinde görmek her turiste nasip olmaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder