Ayrıca iphone ve ipad kullanıcıları için su samuru aplikasyonu var: http://itunes.apple.com/us/app/susamuru/id335623029?mt=8
Ada Vapuru İzdihamı
Bindiğimiz vapur ağzını kadar doluydu. Şehir hatlarının yeni ve büyük vapurlarından bir değildi seferde olan. İçi turist ve adaya çeşitli malzemeler taşıyan yerli halk ile doluydu. Vapurun kalkmasına yakın ada yerlilerinden biri olduğunu iddia eden bir kadın bağırarak görevlilere çıkıştı. Önce halatları toplayan görevliye doğru hamle yaptı. Avazı çıktığı kadar bağırarak “Bu vapur bu kadar doldurulur mu? Batsın da görün ananızın şeyini” gibi cümlelerle halatçı abiye bir iki sözlü hamle de bulundu. Halatçı ağbi ise vapur iskelesinde duran Baş Memura yönlendirdi sinirli adalı teyzeyi. Tabi Baş Memur bu tür insanlara alışkın bir şekilde sinirli teyzeyi bertaraf edip, kadını gerisin geri vapura gönderdi.
Sonuçta vapur batmadı ve yaklaşık bir saat yirmi dakika süren bir yolculuktan sonra Büyükada’ya ulaştık. Adanı tarihine bakıldığı zan kimin buraya ilk ulaştığı belli değil ama en eski tarihi bulgular Büyük İskender’in babasının resminin olduğu altın sikkeler Eski Rum yetimhanesinin olduğu tepede bulunan 207 adet altın sikkeden oluşuyor. Bu sikkeleri merak edenler İstanbul arkeoloji müzesinde bu sikkeleri inceleyebiliriler.
Adada soluklanmak
Ada iskelesinden iner inmez karşınıza iki çay bahçesi çıkacak. Bunlardan ilki Yıldızlar Cafe. Burayı es geçin. Hemen yanındaki Ada Çay Bahçesine atın kendinizi. Çay, kahve ve tost türü şeyleri uygun fiyata yiyebilirsiniz burada. Fiyatlar örnek vermek gerekirse çay 1 Lira, tost ise 2.5 lira. Çay bahçesinde soluklandıktan sonra sıra yemeğe geldi diyorsanız tercihiz balık olmalı. Adada her türlü yemeği bulmanız mümkün ama dört yanı denizlerle çevrili bir yerde kokoreç ya da döner yemenizi tavsiye etmem. İskelenin hemen yanında sıralanan Balık lokantalarından By Şükrü’yü tercih etmenizi öneririz. Fiyatları uygun. Mevsimsel duruma göre balıkların fiyatları değişiklik gösteriyor. Alkolsüz ve alkollü içkilerin bulunduğu mekânda hafta sonları canlı müzikte oluyor. İki kişi 60 ila 100 lira arası bir fiyata rahatlıkla karnını doyurabilir. Balık, rakı ve canlı müzik kutsal üçlüsünden hoşlananlar burada keyfili vakit geçireceklerdir. Özellikle, çiroz, balık pastırması gibi her yerde bulamayacağını yemekleri menüsünde bulunduran By Şükrü adadaki en eski mekânlardan bir olmasa da en iyi mekânlarında bir olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Büyük tur mu küçük tur mu yoksa pedala kuvvet mi?
Büyükada 5,2 kilometrekarelik yüz ölçümü ile prens adalarının en büyüğü ve adayı yürüyerek dolaşmak biraz yorucu oluyor. Tekerlekli ulaşım araçlarından faytonlar ve bisikletler en popüler ulaşım araçları. Yaklaşık olarak 22 Bisiklet kiralayan dükkânın olduğu her bisikletçi en fazla 60 bisiklet bulundurabiliyor. Zaten çarşı içinde bisiklete binmek yasak. Tura çıktığınız zaman bu bisikletleri kullanabilirsiniz. Bisiklet çeşitlerine gelince tandemden elektrik motorlu bisikletlere kadar birçok seçenek mevcut ama almadan önce bisikletini iyi bir şekilde kontrol etmenizde yarar var.
Ada turunun yarısında elinizde zincir ile kalmak pek hoş olmayacağı çok açık. Biz de hazır adaya gelmişken daha önce denemediğimiz tandem bisikleti denemeye karar verdik. Bizim hanım denge konusunda pekiyi olmadığından ayrı ayrı iki bisiklet kiralama olanağımız olamadı. Tandem bisikletin arkasında Ebru, önünde ben, biri iki yokuş indik; çıktık. Tam bir tur atmak için yeteri kadar vaktimiz yoktu. Yaklaşık bir saat önde serf arkada derebeyi şeklinde bisiklet turu attıktan sonra bisiklet turunu sonlandırıp fayton faslına geçmeye karar verdik. Bu arada kiralık bisiklet fiyatları saat üzerinde hesaplanıyor. Saati 5 ila 7,5 liradan değişmekte. Daha uzun kiralayacaksınız bir anlaşma yapılabilir.
Horse and Carriage
Married with Children dizisinin girişinde yer alan, Frank Sinatra’nın Love and marriage şarkısında fayton evliliğin yükü olarak simgeselleştirilir. Fakat adada ‘Horse and Carriage yaşamsal önem taşıyor Faytona binmek, adanın en güzel aktivitesi.
Fiyatlara kafanız takılmıyor çünkü her şey tarifelerle belirlenmiş. Yaklaşık 1 saat 15 dakika süren büyük tur adada yapabileceğiniz en uzun tur ve fiyatı 50 Lira. Havadan bir 50 lira vermem ben bisiklete abanırım demeyin. Adanın yokuşları ciğer söktüren türden. Hem çoğu faytoncu da hoş sohbet olduğundan keyifli bir şekilde ada turunuzu atıyorsunuz. Biz, Ebru ile Aya Yorgi ziyareti akabinde bir küçük tur ile fayton faslını sonlandırdık. Memnuniyet seviyemiz ise 10 üzerinden 9’du.
Diafondaki Ortodoks rahip
Son olarak adanın iki tepesinden biri olan Manastır tepesine çıkmaya karar verdik. Aya Yorgi Manastırı yokuşu olarak bilinen bu yokuş her sene 23 Nisan ve 24 Eylül’de bir tür karmaşaya sebep oluyor. Yaklaşık 200 metrelik bu yokuşa ellerinde makara ve iplerle gelen çoğunluğu Müslüman Türk ablalar iplerini aşağıda bir dala bağlayarak hiç koparmadan kiliseye kadar ulaştırmaya çalışıyorlar eğer ip kopmazsa hesapta dileğiniz gerçekleşiyor. Oruç baba türbesinde sirke ile oruç açmanın diğer bir dindeki versiyonu olarak sayılabilecek bu aktivite bu tarihlerde belirgin bir çevre kirliliği yaratıyor. 23 Nisandan 1 ay sonra gitmemize rağmen hala her yerde ipler mevcuttu. Tepeye yaklaştığınızda elinde gitarı arakasında Açıkhava felsefe kütüphanesi ile konuşkan bir adama rastlayacaksınız sakın şaşırmayın. Argus Libertus isimli bu arkadaş çoğunlukla burada takılıyor. Folk şarkılar söylerken kitaplaştırdığı yüksek lisans tezini satıyor. Kendisi ipli- makaralı batıl aktiviteden çok sıkılmış-bunalmış. Ufak ipliklerin bir araya gelip halat gibi olduğundan bahsediyor. “Kuşlar böcekler takılıp ölüyor bitki örtüsünün de içinde ediyorlar.” diyor. Adam haklı, biz ne desek boş.
Argus’u arkamızda bırakıp kiliseye doğru ilerliyoruz. Manastır 18.00’de kapanıyor. İçini görmek istiyorsanız geçe kalmayın. Kilisenin tarihçesi hakkında ufak bir video hazırlamak için peder ile görüşmeyi denedik. Görevli bize “Zile basın diafondan cevap verir” dedi. Biz de şansımızı denemeye karar verdik. Gidip zile bastık. Sağ olsun peder cevap verdi. Gerçekten sesi tam bir Ortodoks rahibin sesi gibiydi. Kendisi ile görüşmek istediğimizi belirttik ama “Ben az Türkçe biliyor; olmaz” deyip diafonu suratımıza kapattı. Diafonun insanın suratına kapatılması telefon gibi değil. Telefondan sizde karşınızdakinin suratına telefonu kapatabiliyorsunuz ama aynı durum diafonda tam tersi. Adanın tarihçesini pederden öğrenemesek de internetten öğrendik. Aya Yorgi önce küçük bir kilise olarak 1751 yılında inşa edilmiş. Şimdiki haline ise 1900’lü yılların başında girişilen ek inşaatlar ile gelmiş. Kilise hala aktif.
Sonuç olarak tepeden manzaraya göz attıktan sonra salın salına yokuştan inip dönüş yoluna koyulduk. Adadan ayrılan son vapur saat 20.00’da idi. Vapuru kaçırmamaya özen gösterin. Her adaya uğraya uğraya giden vapur, Heybeliada da bir asker uğurlamasına denk geldi. Normalde otobüs terminallerinde görmeye alışık olduğumuz sahneleri coğrafi zorunluluklardan dolayı ada iskelesine taşınmıştı. Islıklar ve sloganlar eşliğinde Heybeli Ovasıdan!!! ayrılan vapur (Yapılan tezahürat Heybeli Ovası asker yuvası şeklindeydi. Aslında ada deseler hem kafiye bozulmadı hem de anlam) Kadıköy’e doğru yol alırken akşam karanlığı da yavaştan bastırdı. Ebru arkamızda oturan biri İranlı diğeri Amerikalı iki orta yaşlı bayan ile sohbete daldığında ben vapur büfesinde karışık tost ve çay peşindeydim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder