Evet, tek başına yolculuğa çıkmak iyidir belki ama herkes bir çift olmanın verdiği gücü tatillerde kullanmak ister. En yoğun sezonda Hırvatistan'a gitmeye karar verip bir anda uçak rezervasyonlarını yaptırdığımızı hatırlıyorum. Sonra bir karara vardık. Otel rezervasyonu yaptırmayacaktık. Spontane bir tatil geçirecektik. Canımız nereye isterse oraya gidecektik. Bu düşünceler ile uçağa atladık.
Zagreb'e indikten sonra şehri turlamaya karar verdik fakat temmuz ayında denize uzak bir Balkan ülkesinin başkenti yaz tatiline girmiş bir okulun bahçesi gibi boştu. Biz de hemen kendimizi Hırvatistan'ın kum deniz ve güneş şehri olan Dubrovnik'e atmaya karar verdik. Havaalanına gidip hemen biletlerimizi aldık. Ardından otel rezervasyonu için bir internet kafeye gittik. Hırvatistan'da internet kafeler bozuk para ile çalışıyor. 15 dakikası 5 Kuna [huna okunur] Rezervasyon yapma çabası içerisindeyken Dubrovnik’e senenin en dolu dönemi gitmek üzere olduğumuz fark ettik. Bütün oteller doluydu. Güç, bela bir otel bulup rezervasyon yaptırdık ama otelden konfirmasyon e-maili bir türlü gelmek bilmiyordu.
Yukarıdaki fotoğrafta Ebru gülüyor. Çünkü henüz Dubrovnik'te kalacak bir otelimizin olmadığını bilmiyor.
Uçak saati yaklaşırken, gerilim dozu da artıyordu. Otelin telefonlarını sürekli aramamıza rağmen “alo, hello” diye cevap veren bir resepsiyoniste ulaşamıyorduk. Uçağın akşam 22.30'da olması ise her şeye tuz biber ekiyordu. Hiç bilmediğimiz bir şehirde ya kafamızı sokacak bir otel bulamazsak ne yaparız acaba diye düşünürken otel sonunda telefonuma cevap verdi. Pekiyi İngilizce konuşamayan otel görevlisi ağır bir aksanla bize “No room tonight. Tommorrow morning” dedi ve telefonu kapattı. Bu telefon konuşması sırasında uçak için son çağrı yapılmıştı. Ebru ve ben kurbanlık koyunlar gibi uçağa yöneldik.
Yaklaşık 55 dakikalık bir uçuş sonunda Dubrovnik’e ulaşmıştık. Uçuş boyunca nerede kalacağımızı düşünmüştüm. Acaba hava alanında yatabilir miydik? Bunun ufak bir ihtimal olduğunu biliyordum çünkü bu tür havalimanlarına genelde gece uçuş olmazdı. Muhtemelen uçağımız bu gece alana inecek son uçaktı.
Bu tür düşünceler ile elimizde bavul Dubrovnik’in Bodrum Havaalanına benzeyen havaalanında sağa sola bakıyorduk. Ebru ile farklı yönlere gidip bir otel görevlisine benzer bir şey aramaya başladık fakat ben bu tür işlerde pekiyi değildim. 2 metrelik boyum ile sevimli ve sevecen bir insan olmaktan oldukça uzaktım. Hızlıca sağa sola baktım. Arkadaşlarını, akrabalarını karşılayan Hırvatlardan başka kimse yoktu ortada. Bu sırada 150 santimetrelik boyu ile şirinlik abidesi Ebru yanıma geldi. Oda buldum diyordu. Nasıl demeye kalmadan az ilerde duran bir çifti gösterdi. “Bu çift evlerinden bir odayı turistlere kiralıyor” dedi. Kafamda yine soru işaretleri belirmişti ama seçeneğimiz yoktu. Her ne kadar seçeneğimiz olmasa da benim sevimli karım pazarlık yapmayı ihmal etmedi 70 Euro olan gecelik oda fiyatını 60 Euro’ya kadar indirdi. Şans eseri bir oda bulmuştuk ama nasıl bir oda ile karışılacağımız hala bir muammaydı.
SOBE: Hırvatlar’ın bir çoğu evlerinden bir odayı ister yerli ister yabancı olsun turistlere para karşılığı kiralıyor. Bunu kapılarına bir SOBE yazarak belirtirler. Sobe Hırvat dilinde oda anlamına geliyor.
Yekta
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder